mustafa aslan-istabul, ilk romanımda leylak


6/11/2009 ·


İSTANBUL, İLK ROMANIMDA LEYLAK

İstanbul, İlk Romanımda Leylak, Selim İleri’nin İstanbul sevgisine ilişkin yazılarını topladığı yapıtının adı. Yapıtta İstanbul’un dünden bugüne kaybettikleri ve bu kente bir şeyler katanları vermiş, yazar.

İstanbul’a can verenler

Selim İleri İstanbul’u dünden bugüne verirken bütünüyle sanat eserlerinden ve yazarlardan/sanatçılardan yola çıkmış. Başta çevre konusunda dikkatimizi çeken Hüseyin Rahmi Gürpınar olmak üzere yapıtta adı geçen sanat insanı ve sanat yapıtının sayısı oldukça kabarık. Kimileyin bir ressam ve resim Malik Aksel ya da Neriman Oyman gibi; kimleyin de, bir şair ve şiirden Yahya Kemal ya da Edip Cansever gibi yola çıkarak okura sunmuş, bu güzel kentin eski yıllarını. Yazar, İstanbul’a zihinsel gücünün sınırlarını çizmeden veren insanlar arasında Zonaro gibi yabancıları da eklemiş.

Yazın/sanat türleri arasında bir sınır çizmeyen yazarın andığı adlar arasında suçu insanlardan çok zamanın unuttuğunu söylediklerimiz de var. Selim İleri bir değerbilirlik yaparak bir kez daha kayda geçirmiş, İstanbul, İlk Romanımda Leylak adlı yapıtında. İstanbul’la ilgili okunması incelenmesi gereken yapıtların bir listesini oluşturabilirsiniz, bunları not ederek okuduğunuz da.

Tiyatroyu, sinemayı ve mimariyi bu işin dışında tutsaydı cılız kalacaktı doğru dürüst beslenemeyen canlılar gibi. Türkan Şoray, Aliye Rona, Ayhan Işık, Gazanfer Özcan, Yıldız Kenter, Turgut Cansever… adları geçmese yapıt bir yerlerinden tamamlanmayı bekleyecekti hep, bence.

Küreselleşme ve edebiyat tarihimiz

Selim İleri, İstanbul, İlk Romanımda Leylak adlı yapıtında güzeller güzeli bir kentin dünü ve bugününü tanıklıklarını da ekleyerek sanat/sanatçı desteğiyle inandırıcı bir biçimde anlattığı yapıtında edebiyatımızın nereden nereye geldiğini de aktarıyor.

İleri açıkça yazmasa da Cahit Uçuk’un okura sunduğu çığlık çok önemlidir: Edebiyatın gündelik yaşamın içinden çıktığı gerçeği. Yapıtı, sanatçıyı daha doğrusu insanı şeyleştirme ereğini taşıyan küreselleşme saldırısının amacı edebiyatı günlük yaşamın içinden çıkarmaktan başka ne olabilir?

Selim İleri, edebiyattan gündelik yaşamı kapı dışarı ettirilmesine İstanbul, İlk Romanımda Leylak’da edebiyatımızın Cumhuriyet’ten bu yana bölümünü eleştirel bir yaklaşımla sunmanın yanında Cahit Uçuk’un attığı çığlığı her sayfada atmaktadır, edebiyatımız için.

Siyasal tarihimiz, batılılaşma

İleri’nin İstanbul sevgisini birçok yapıtında itiraf ettiği gibi bu yapıtında duyuyoruz, tümcelerinden. Ancak, İleri edebiyat ve siyasal tarih bağlantısını hor görenlerden değil. Ayrıca yazdıklarına katılmasak da, en çetrefilli siyasal tarihimizle ilgili konuyu rahat okunur bir şekilde sunuyor. Samim Kocagöz’ün Yılan Hikayesi’nin adını 1950’li yıllardaki siyasal bölünmüşlük günlerini duyumsamamız için salık veriyor, yazar.

İstanbul gibi bir güzeli üzen gözyaşları döktüren yıllar arasında DP hükümetini gösterirken batılılaşma yolunda atılan adımların yere sağlam basıp basmadığını da içtenlikle okurla paylaşıyor.

İleri’nin yapıtı, İstanbul’un ve insanımızın dünden bugüne değiştirdiği “kültür gömleği”nin bir yazılı belgesidir, güzel resimlerle bezenmiş. Unutmadan söylemem gerek, bu yapıt bir geçmişe özlem ya da ağıt kitabı değildir. Bir kentin yanı sıra edebiyatımızın ve ülkemizin geçmişiyle ilgili saptamaların yapıldığı bir incelemenin ürünüdür, İstanbul, İlk Romanımda Leylak.

Selim İleri, İstanbul, İlk Romanımda Leylak, I.Basım:Ekim 2009, Everest Yayınları- İstanbul

Yorum (yok) Yorum yaz!

mustafa aslan'ın leonardo da vinci ile ilgili yazıları


1/11/2009 ·



LEONARDO DA VİNCİ VE TÜRKLER

Charles Nicholl, Aklın Uçuşları-Leonardo da Vinci adlı yapıtında bir ustanın yaşamını ayrıntılara inerek anlatıyor. Yapıt ayrıca Leonardo da Vinci’nin Osmanlılar’dan ve Türkler’den söz ettiği yerlerle de karşılaşıyoruz.


Rönesans ve İstanbul’un Fethi

Leonardo da Vinci’nin (1452) doğumundan bir yıl sonra Fatih 1453 yılında İstanbul’u aldı. Rönesans’ın başlangıcı olarak İstanbul’un II.Mehmet tarafından alınmasına bağlamaktadır, Charles Nicholl yapıtında.

“Rönesans’ın ne olduğu, ne zaman ve niye gerçekleştiği kesin bir tanıma sahip değil. Okullarda öğretilen şey 1453 yılında İstanbul’un Fethi’yle başladığıdır, bu durumda Urban adlı Macar silah üreticisinin  bundan sorumlu olduğunu varsayabiliriz, çünkü onun yaptığı top Bizans’ın üç kat duvarlarının Osmanlı Sultanı II. Mehmet’in orduları tarafından aşılmasını sağlayan başlıca etken olmuştu.” (Charles Nicholl, s.90)

 

Charles Nicholl, birçok Yunan alimin İstanbul’un fethinden sonra İtalya’ya sığındığını belirtmektedir. Bunlardan birisi de Aristotalesçi Joannes Argyropoulos’tur. (Bkz. Charles Nicholl s.200)

 



Fatih ve diplomasi


Charles Nicholl, Bruno Nardini ‘nin Leonardo da Vinci adlı yapıtında “Pazziler Suikasti” olarak söz ettiği bölümde din adamlarının bir takım çıkar ilişkileri içine girip kilise içinde cinayet işlenmesine kadar giden yolda yer alabildiğini görüyoruz.

 

 “Pazziler Suikasti” ne Charles Nicholl’da yapıtında yer vermiş. Cinayetin sorumlularından Bernardo Bandini İstanbul’a kaçtığını ve Osmanlılar tarafından geri verilirdiğini yazmaktadır.



Bruno Nardini bu konuda şunları yazmaktadır: “… suikastın son kahramanı Bernardo Bandini Floransa’ya dönüyordu.
Kendi isteğiyle gelmiyordu, Fatih Sultan Mehmet’in yeniçerileri getiriyorlardı onu, zincire vurulmuş olarak. Lorenzo sultana mektup yazmış, vatana ihanet, adam öldürme ve katliam suçlarını işlemiş olan Floransalı bir yurttaşın, günümüz iliyle söylemek gerekirse, “ülkesine iadesini” talep etmişti.” (B. Nardini, s.43)

Leonardo da Vinci’nin Beyazıt’a mektubu

Charles Nicholl, 1959 yılında bulunan Leonardo da Vinci ‘nin Beyazıt’a yazdığı bir mektubu yapıtına almıştır. Bu 1952 yılında İstanbul’da Topkapı Müzesi’nin Devlet Arşivi’nde bulunan belgeler arasından çıkar bu. Leonardo açıkça II. Beyazıt’a mühendislik teklif etmektedir. Onun yapmak istedikleri bugün konuşulan tartışılan ve yapılmış olan köprülerden başkası değildir.

 

“Ben, kulunuz, İstanbul’dan Galata’ya uzanan bir köprü yapma niyetinizi duydum, ve bunu yapabilecek biri bulunmadığı için bunu yapmadığınızı. Ben, kulunuz, nasıl yapılacağını biliyorum.Onu bir bina kadar yüksek yapacağım, böylece çok yüksek olduğu için kimse üzerinden geçemeyecek… Onu öyle yapacağım ki yelkenleri for a olsa bile bir gemi altından geçebilecek… Bir asma köprü yapacağım böylece biri siterse Anadolu kıyısına geçebilecek…” (Charles Nicholl, s. 479)

 

Bruno Nardini ‘nin yapıtında dikkati çeken bölümler var. Bunlardan birisi Venedik Kuşatması sırasında Leonardo da Vinci’nin Türkler’e karşı kullanılmak üzere bir takım buluşlar yapmak için odasına kapanır. Çünkü Leonardo da Vinci, “Türklerin Isonzo Irmağı’nı geçmeden herhangi bir kara parçasından İtalya’ya gelemeyeceklerini gördüğüm için… başka hiçbir yere, söz konusu ırmağın kıyısına yapılacak kale kadar her yönden uygun kale yapılamaz…” (B. Nardini, s.113) diye belirtir. Dalgıç giysisi üzerinde çalışmaya başlar.

“Sanatçı, açlığı ve uykuyu unutup su dolu bir teknenin içinde gözlüklü maskenin su sızdırıp sızdırmadığını, hava dolu tulumun kapasitesini, hava kapakçığının iyi işleyip işlemediğini, su altı giysisinin tasarımının mantıklı olup olmadığını sınıyordu.” (B. Nardini, s.113)

Leonardo yaptığı çalışmayı Türklere karşı bir savunma olarak görmez. Bu olsa olsa bir kurtuluştur, onun gözünde. Ancak Leonardo kötü amaçla da kullanılacağını düşünerek bu buluşuyla ilgili notlarını yırtıp atar. Dalgıç giysilerinin buluşu böylece dört yüz yıl geriye atar, yok ettiği çalışmaları nedeniyle.

“..İnsanlar bu buluşu fütursuzca kullanacaklardı, Türk donanmasına karşı meşru savunma amacıyla değil, yeni ve daha tehlikeli bir korsanlık oluşturarak, başkalarına zarar vermek için.” (B. Nardini, s. 114)

Charles Nicholl,  Aklın Uçuşları - Leonardo da Vinci ve Bruno Nardini ‘nin Leonardo da Vinci adlı yapıtlarında bir sanatçının yaşamıyla ilgili ayrıntılı bilgilerin yanında Osmanlı ve Türklere ilişkin bilgiler de ediniyoruz.

 

Kaynak:

 

Charles Nicholl, Aklın Uçuşları-Leonardo da Vinci, Türkçesi:Sabri Gürses, I.Basım:Haziran 2008, Everest Yayınları, İstanbul


 


http://yazarmustafaaslang.tr.gg/

 

Yorum (1) Yorum yaz!

melih cevdet anday - mustafa aslan-1


25/10/2009 ·


                        AÇIK PENCERE

 

Açık Pencere, Melih Cevdet Anday’ın Everest Yayınlarınca Toplu Yazılar 1 adıyla yayımlanan yapıtın birinci bölümünde edebiyat sanat konularını bir araya getirilen yazılar, ikinci bölümde ise; anı ve konuşmalar yer almaktadır.

 

Açık Pencere’de Anday’ın sanat edebiyat alanında kimileyin belli bir konuda yazdığı, kimi zamanda yazılan bir yazıya verdiği yanıtlardan oluşuyor.

 

Yanıtlar

 

Anday’ın Açık Pencere’de yanıt niteliği taşıyan epeyce yazısı var. Bunların çoğunluğu da dil konusunda. Bu kimileyin bir sözcükle ilgili olurken kimileyin de Türkçeleşme çalışmalarıyla ilgili görüşlerini içermektedir. Bunlar arasında Şevket Rado, Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin ve Cevdet Kudret’e verdiği yanıtlar dikkati çekmektedir.

 

Cevdet Kudret’e yanıt verdiği dil konusundaki yazılarının sayısı kitap için de dikkat çekici sayıdadır. Yanıtladığı Kudret’le Ziya Gökalp arasında benzer ve ayrı yönlerini ortaya koyuyor. Özleştirme karşıtı olduğunu ileri sürüyor, Cevdet Kudret’in.

 

“Cevdet Kudret özleştirmecileri yenmek için iyice düşünmüş, çalışmış gerekli sözcükleri toplamış, hani karşındakini gık dedirtmeyecek bir duruma sokmak için elinden geleni yapmış.” (s.s, 190-191)

 

Kök

 

Türklerin, birincisi İslam’ı kabulünden sonra, ikincisi ise Cumhuriyet’le birlikte iki kez dil devrimi yaptıklarını belirten Anday dil konusundaki tartışmalarda kök üzerinde durmaktadır. Dilimizin doğru bir yola girmesi için sözcüklerin kökleri bilinmelidir. Bu, onun için özleştirme kadar önemlidir. İstediğiniz kadar yabancı sözcüklerin yerine yenilerini koyun sözcüğün kökü bilinmedikten sonra hiçbir yol alınamayacağı inancındadır.

 

Yazarlar geçidi

 

Melih Cevdet Anday’ın Açık Pencere adlı yapıtında yazarlarımı ve yapıtlarına ilişkin özgün görüşler de yer almaktadır. Birinci Yeni’nin üç kişisinden birisi olan Melih Cevdet’in Orhan Veli ve Oktay Rifat’a ilişkin yazılarıyla karşılaşıyoruz, yapıtta. Söz dönüp dolaşıp yeni şiire geliyor. Bu anılarına kadar uzanan bir çizgide okura sunuluyor.

 

Namık Kemal’den Mehmet Akif’e, Abdülhak Hamit’ten Mahmut Makal’a, Nazım Hikmet’ten Cemal Süreya’ya,  Orhan Kemal’den Haldun Taner’e kadar uzanıyor, bu. İkinci bölümde söyleşisini de okuduğumuz Orhan Kemal’de şive taklidi ile ilgili birden fazla yazısı var. Aynı konuya burada da değiniliyor.

 

 Anı ve konuşmalar

 

Açık Pencere’nin ikinci bölümünde Anday’ın anı ve sanatçılarla yaptığı konuşmalar yer almaktadır.

Anılarında döneme ilişkin edebiyat konusundaki gözlemleri ilgiyle okuyoruz.

Konuşma yaptığı kişiler şunlar: Ercüment Behzat, Bekir Sıtkı Kunt, Haldun Taner, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Orhan Kemal.

 

Anday’ın toplu yazılarının birinci kitabı olan Açık Pencere edebiyat dünyamızın dünden bugüne nabzını tutmak isteyenlerin elinden bırakamayacakları yapıtlar arasına eklenecektir, elbette yazarın öteki yapıtlarını bu kapsamın dışın da tutmadan.

 

*Melih Cevdet Anday, Açık Pencere, I.Basım: Kasım 2008,  Everest Yayınları-İstanbul


25.10.2009-istanbul

http://yazarmustafaaslang.tr.gg

Yorum (yok) Yorum yaz!

korkusalanlar-mustafa aslan


10/10/2009 ·



KORKUKSALANLAR

(9 yaş ve üstü)

Korkusalanlar çocuklara ilişkin çalışmalarının yanına sinema eleştirmeni Pete Johnson’un Büyülü Fener Yayınları arasında çıkmış bir romanı. Korkusalanlar okul, arkadaşlık ve düş gücü konularını içeren çocuklar için yazılmış bir roman

İletişimsizlik

Baba ve annesi öğretmen olan kahramanımız Chloe’un yeni taşındıkları yerdeki okulda yaşadıklarını anlatıyor. Hemen her çocuk gibi yeni sınıfında bir kabullenme dönemi başlıyor. İlk günlerde çocukların birbirleri hakkındaki önyargılarının bir iletişim engeli olarak karşımıza çıktığını görüyoruz.


Yapıtta iletişimsizliğin çocuklara ne gibi sorunlar yarattığını görüyoruz. Bu döneme ilişkin çocuklar arasında yaşananlar anlatılıyor, sıkıcı olmayan bir dille. Belki de yazarın sinemayla yakın ilişkisinden dolayı kitap rahat okunur bir özelliğe sahip olmuştur, diye düşünüyorum. Sinema tarihiyle ilgili bir kitap yazmış yazar bir baba da kahramanlar arasında.

Düş gücü

Yapıt okul, dostluk ve arkadaşlığın yanında anlattığı konulardan biri de düş gücüdür. İnsan düş gücü sayesinde istediklerini gerçekleştirme yolunda önemli adımlar atabilir. Ancak düş gücünün dozu iyi ayarlanmalıdır. Kişi düş gücünün derin sularına daldığında dikkatli olmalıdır. Bir yerden sonra onu denetlemelidir. Aksi halde bir takım hayali kahramanlarla uğraşmak zorunda kalabilir, tıpkı Korkusalanlar’da olduğu gibi.

“Hayalgücümüz harika bir yetenektir, ama onu kullanırken dikkat etmen gerekir. Seni ele geçirmesine izin verirsen, kendini ölümüne korkutabilirsin.” (s.134)

Korkusalanlar

Yapıtta düşünce ve düş gücünün olanaklarını sınırlarını zorlayarak kullanan çocukların bir takım doğaüstü güçleri varlığı konusunda kafa yorduklarını görüyoruz. Korkusalanlar’ın çıkış noktası da düşünce ya da düş gücüdür. Olmayan bir şeyi çok düşündüğümüzde…

“Şu anlama geliyor: Bir şeyi yeterince çok düşünürsem, kafamda iyice canlandırabilirsem, onu gerçek yapabilirim.” (s.90)

Pete Johnson Korkusalanlar’da doğaüstü yaratıkların gerçekte olmadığı bunların hepsinin insanın düş gücünün ürünü olduğunu söylüyor.

Çocukları korkutmak

Pete Johnson çocukların korkutulmasına karşı. Bu yüzden onların kokutuldukları kimi var olduğu savlanan doğaüstü yaratıklar konusunda yazmış bu yapıtını. Büyü, hortlak vb. ile çocukların korkutulması yerine, bunların düş gücümüzün ürünleri olduğunu açıklamak gerektiği iletisini veriyor, Korkusalanlar.

“Aslında kimse Korkusalanlar’la korkutulmamalıydı. Tanya bile. Bu doğru değildi. “ (s.110)

Sinemanın anlatım olanaklarını çocuk yazının emrine veren Pete Johnson akıcı, rahat ve sürükleyici anlatımıyla güzel bir yapıt armağan etmiş çocuklara.

*Pete Johnson, Korkusalanlar , Türkçesi:Tuba Yılmaz, 1. Basım:Eylül 2009, Büyülü Fener Yayınları-İstanbul



Yorum (yok) Yorum yaz!

şık - mustafa aslan


29/9/2009 ·

ŞIK

 

 Şık, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın mizahi yanı ağır basan romanlarından biridir. Şık’da,  yazar batılılaşma konusunu irdelemektedir.

 

Batılılılaşma

 

Batılılılaşma konusuna romanlarında oldukça geniş yer veren bir yazardır, Hüseyin Rahmi. Batılılılaşmaya kalkıp da gülünç duruma düşen insanları Şık romanındaki iki kahramanı sayesinde vermektedir: Şatırzade Şöhret ve Madam Pötiş. Batılı olmaya kalkan ama bunu yüzüne gözüne bulaştıran, batılılılaşmayı sadece giyim kuşam taklidi sananları eleştirmektedir. “Frenk’ten ziyade Frenk olmak” oldukça anlamlıdır, bence, konumuz açısından bakacak olursak.

 

Şatırzade tipi sayesinde Hüseyin Rahmi erkeğin erkek, kadının kadın gibi olması gerektiğini savlar. Bir erkek kadın gibi olmaya yeltenmemelidir. Kişi olduğundan başka görünmeye, yaşamaya kalkmamalıdır. Aksi halde Şatırzade Şöhret gibi gülünç durumlara düşmekten kurtulmayacağı gibi başı da beladan kurtulmayacaktır. Ayrıca burada bir Batı tartışması olur. Yazar, bu ortamı bilerek, sırf Batı tartışması yapılsın diye oluşturmuştur.

 

“Alafrangadır diye Avrupa’da ne kadar kabayih var ise onları taklit edeceğinize biraz da muhasenat cihetini icraya gayret etseniz a! Tırnağını kunduracı Andonaki de uzatıyor. Eğer bu da bir meziyet ise bu meziyetten ise o meziyetten teşerrüfe, tefahüre o herif de sizin kadar hak kazanıyor demektir. Siz alafranganın öyle cihetlerine özeniniz ki ondan husule gelecek şerefte böyle Andonakiler müşterek bulunmasın.” (s.69)

 

Mizah

 

Şık mizahi öğeler üzerine kurulmuş bir romandır. Batının bilimsel değerlerini almak yerine sadece giyim kuşamını taklit edenlerin düştüğü gülünç durumları başarılı bir şekilde vermiştir, bu sayede.

 

Hüseyin Rahmi romanında gülünç öğeleri farklı kültürlerin birbirini yanlış anlamalarından, bir şeyin işlevi dışında kullanılmasından doğan aksiliklerden, abartmalardan… yararlanarak oluşturmuştur.

 

İstanbul

 

Yazar, Şık adlı romanında döneminin İstanbul’undan söz eder. Kahramanı Şatırzade Şöhret ve Madam Pötiş’in sürüklediği romanı Pangaltı’nda geçer, her ne kadar roman   bahçesinde sonlansa da.

 

Yazar, Şatırzade Şöhret ve sevgilisi Madam Pötiş’in bulduğu sokak köpeği sayesinde rezil oldukları gece sokakta kalır. Madam Pötiş de onu oracıkta bırakır. Şatırzade  Şöhret İstanbul sokaklarını tehlikeli bulduğu için bir yere gitmeye korkar.

 

Yapıt ayrıca İstanbul’un kimi önemli yapıları hakkında da bilgi verir. Örneğin:Sen Antuan kilisesinin kuruluşu gibi.

 

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şık adlı romanı batılılaşmayı yanlış anlayanları eleştirmenin yanında zamanının İstanbul’u hakkında da kimi ip uçları veren, mizahi öğelerin ağırlıkta olduğu bir romandır.

 

*Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şık- Tutuşmuş Gönüller, Everest Yayınları’nda Birinci Basım:Temmuz 2009-İstanbul


http://yazarmustafaaslang.tr.gg


Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::